Saturday, March 15, 2008

Köprülü Manifesto



Kabuklandıkça, kavruklaşıp kavruklaşmadığına anlam veremediğim farklı bir ironinin içerisinde bulunduğumu varsayarak....


Kimin nerede durduğuna ancak yukarıdan bakılabilir dedim, yukarı çıktım suçlu oldum cunku burnum büyüromuş orada durunca, tam karşıya geçtim yüzlerinize bakabilmek için, anti ve muhalif oldum ansızın, en azından sırtınızdan bakayım dedim az kalsın hain ilan edilecektim... Allah'tan erken uyandım. Şimdi ise afedersiniz ama köprünün öbür yanındayım.


"Senin asıl sorunun ne biliyor musun?"
la başlayan cümle kuran tüm ruhumun doktoru stajyerlerine içten dileklerimi sunarken, kendimden feragat edip mutlulukları için birazcık terlediğim insanlara da kocaman bi tebessüm ederim. Kapıda gelin karşılaması cıvıklığında, ama aslında kız babasının ciğerindeki o parçalanma kadar acı olan girizgahtan sonrası için bir haritam yok aslında.. o yüzden herkes elindeki fenerle bulacak yolunu, kendine ait kelimeleri...Görecek gözünüz yakacak kibritiniz olduğunu hepimiz biliyoruz. Elma dedim çıkın bakalım..
Armut sesini bekleyen "samimiyet" dolu arkadaşcıklarım zaten saklandığınız yere döktüğüm zift ile sizi görünmez adlettim yakında iletim raporu gelir.
İsyan edip melankoli şarabı ile ıslatılmış kelimelerim yok bu sefer gerci bu seyrusefer temmuzdan beri durmuş halde idi, sanırım o zamandır elma denmesini beklemişim :) kim dedi elma yı biliyor musun ?
Bunu düşünürken sırt çantamın ön cebinde darmadağın olmuş, sapı olmayan bir çiçek buldum. Sanırım bir zamanlar bir güldü. Kurumuş koyu sarı yaprakları benden habersiz bir bir kopmuş. İnsan bunun için ağlar mı? Oturdum ağladım üşenmeden.


*Beceremedim kahkaha atmayı. Yapmacık oldu.
Hoşlanmam yapmacık olmaktan.
Bi'şey anladın mı?
Anlayamazsın.

bu satırların tam anlamı ile yazıp arkasında durmamak için yüreğine güneş gömmeye çalışan biri, bir insan, peki ona bunu yazdıranlar ne olabilir diye düşünüp düşünüp verdiğim cevap ise açık ve net, ifade edememezlik. Peki ben şimdi cehennem isimli virajın neresinden döneyim ?

ulan bunun manifestolu yanı nerede diyelim mi ağzımızı ayran budalası gibi aça aça..
Bunun manifestosu, "
kimler kimleri yormuşsa, yorgunlar ve yoranlar aynı masada olupta sırtlarını kapı komşusu yapmışsa tüm suç bu salaklıktadır."

Fotoğraf ve yazı arasında ki köprü kısmı
ikimizinde o kadar ortak paydada hataları ve yarım kalmış yaşanmışlıkları var ki, bir adım öne geçmek yerine omzuna omzumun çarptığı bi herif olup çıkmak üzereyim.
bundan utanacak halim yok tabi ki hatta elimde olsa etiket gibi enseme yapıştırıp gezerim bile ama, ya ikimizde yine son nefeste en sevileni haykırırken ona ulaşamazsak...Seninde benim kadar canım acır mı ?
Hepinize Sevgiyle
ama ona +1...

Wednesday, July 4, 2007

Kör Pencere...




Sağa sola devrilmiş herhangi kelime birikintileri de denizden sayılırsa..
ve kırık dokuk anların dalgalarından dogan kıvılcımlarda ışıktanda sayılırsa..
o zaman geceler ne kadar uzar ne kadr yakamoz delisi olunabilinir değil mi ?
Zengin olan harf karakterlerinin ardında da göğsünü gere gere karakterle durunulabildiği zaman
sahip olmak istenen ya da ait olmak istenenin varlıktan baskası olmadıgı zaman
içimizdeki agzı kanlı o lanetli hayvana tasmayı takıp boynuna telli tasmayı attığımız zaman.. var olana saygımızı var edenden olması gerektiğini unutmadığımız zaman başının ağırlığı dizime ne kadr ağır gelebilir ki ?

Japon efsanelerinin arasında cırpındıkca bir iki ufak yurek o zaman da geceler uzar değil mi ?
hayata dair bakışlar temizlenir değil mi ?


Kimlerin pencereleri açıkken kör ? kimlerin körleri pencere dibinde oturup gün batımını seyredebiliyor ? bir suru soru işaretinin arassında boğulmuş
sahipsiz bir beklentidir tüm bunlar hayata dair ?


Peki ya sonrası ?
yine gun batarken kocaman siyah bulutlar onlardan daha kocaman binaların uzerlerinde peruk gibi durabilecek mi iki kıtanın arasında mekik dokuyan akvaryum isyancısı balıklar malum teknelere göğüs gerebilecek mi ?
Dalıp gitmişken uzaklara ansızın yanında bir ciğer bir yurek titreyetitreye atabilecek mi ?
Peki bu kadar soru benim mi ?
Peki birde alışılagelen gibi şiir yazılabilinir mi ?
karanlık denize ışık tutulabilinir mi ?
hayırlısı be...

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır...

Monday, April 23, 2007

Bazen...





Kimi zaman terketmek istenir ya akıp giden zaman
bu zaman o zamanlardan değil işte..
dondurmak istediğim özlediğim zamanlardan..
belkide fotoğraf tutkusunun teması bu özlenen anları dondurmak
hapsetmek bir dikdörtgenin içine
kimi zaman tatlı bir hapis kimi zamanda "acı"yı hapis
kimi zaman da kaçak gizli bir zamanı hapsetmek
ama kim bilebilecek ki kime göre nedir o dikdortgen..
tüm genler..
cok genler..
köşe genler her ne ise de
ya bazenler ?
kim sahiplenir ?

Friday, April 20, 2007

Kanatabilirsin Ömrümü



Belki de yitip gitmemesi için hayatınhunharca katledildiği bir zaman dilimin arasından ufakta olsa bir dilim cıkartmak arzusu idi aşılan dağlar tepeler gunduzler belki de geceLer.ağır makinelerin hırçın çığlıklarına bir direniçti belkide kapkara olmuş asfaltlar..bir salisenin değerini sadece gümüş madalya alanlar mı bilmeli idi yoksa ay ve gun sayanlar mıbelkide herşey bir fincan kahve ile saklanabilmekti kareli battaniyenin altına .. orda bakıp susakalmaktı ilginç kokulu herhangi bir ülkede ki geceye.belkide aniden yay gibi gerilip vurmaktı engebeli arazileri, camdan piramitleri..hem nereden bileceksin ki ne kadar özlemişsin kocaman güçlü minicik ellerin tenini hem nereden bilebilir ki bir insan 1 dakikanın değerini zaman sayacından başkasının bilebileceğini..belki de eksik bir kaldırım taşının ayagını ıslatmasıdır sade olup gönülden kopan belki de5-7 şarkıdır akıp giden zamanı doldurup hayatı durduran..ve kim bilebilecek kikim vazgeçebilecek ki sessiz kalan bir çığlıktanveya geceye ait bir hazirandan...

Monday, January 29, 2007

Devrik


Kayıp zamanların devrik diktatörleri olarak hakimiyet kuruyoruz kelimelere..
ve anlamı çapraşık cümlelere..
ve Türk Dil Kurumuna inat bir imla yapısı ile
haykırıyoruz sessiz ve yalın çığlıkları...
Hoşbuldum..
Ben Geldim..